|
Kayıp Aranmıyor
Soğuk bir kış akşamı idi. Uzun yolculuk sonunda başkentin bürokratik sokaklarını arşınlıyordum. İnsanlar gecenin ayazında bir sağa bir sola koşuşturup duruyorlardı. Başkentin soğuk bürokrat yüzü insanların şakağında tokat gibi patlıyordu. Düşünceden yüzler gülmüyor soğukla pençeleşerek evlere ulaşmaya çalışıyorlardı. Yanımda bulunan arkadaşlarımla birlikte bilemediğim bir caddeye doğru yürüyordum. Bir yere gideceğimizi söyledi arkadaşlardan biri, bizde olur dedik. Biraz yürüdükten sonra daracık merdivenli bir binanın önüne durduk. Yavaşça merdivenleri tırmanıp üst katlardan birine çıkmaya çalışıyorduk. Her kata çıktığımızda müzik sesleri kulağımızı tırmalıyordu. Üst katlardan birinde durakladık. İçerden gürültülü bir müzik sesi kulaklarımızda cenk ediyordu. İçeri girdiğimizde sigara dumanından göz gözü görmüyordu. İnsanları seçmekte zorlanıyordum. Sormadan içeriye dalıverdik, hoş peş derken muhabbet koyulmuştuk. Misafir olduğumuz için mikrofondan bir ses ismimi söylüyor sahneye davet ediyordu. Şiir okuyacakmışım. Karınca kararınca bir şiirimi okuyup yerime oturdum. Herkes kendi havasında kimi kafayı demliyor kimi sigara dumanı altında nefes alma mücadelesi veriyordu. Ben kendimi tanıyamaz halde sağa sola bakıyordum. Nedendir bilinmez yıllardır yaralı yüreğim bir türlü derman bulamamış okunan şiirlerin tılsımlı havasında kaybolup gitmişti. Yaraları kanamaya başlamış gömleğin altından sızıyor gibi oluyordu. Acıların içinde kıvranarak okunan şiirleri ve şarkları dinlemeye çalışıyordum. Sandalyeye bırakılmış bir kum torbası gibi hareketsiz duruyordum. Yüreğim mazi yolculuğuna koyulmuş Ege sahillerini arşınlıyordu. Kısaca ben bende değildim. Sadece bedenim masanın başında korkuluk gibi duruyordu. Şefkatli bir el omzuma değince sahillerden koşup masaya geldim. Şakayla söylenen iki çift söz beni kendime getirdi. Usulca dönüp bıyık altından baktım. İçimde sebebini bilmediğim kıyametler kopmaya başlamıştı. Bakışlarında kaybolmuş dağılmıştım. Hiçbir şey diyemeden öylece baka kalmıştım. Gece nihayete ermeye yüz tuttuğunda herkes gibi bende hazırlanmış kalkmıştım. Vedalaşıp ayrılmış bir arkadaşın evine misafir olmuştuk. Ben kendimi kaybetmiş bulamıyordum. Doğrusu aramakta istemiyordum. Adeta yanımda olan arkadaşları ne duyuyor nede görüyordum. Yüreğim emin ellerde olduğunu fısıldıyor, işte işte aradığın bu diyordu sanki. Gece geç saat olduğunda etlerimle kemiklerim yatağa uzanmış cansız bir beden gibi yatıyordu. Öylece içmeden sızıp kalmıştım. Rüya bile görmeye cesaret edemiyordum. Nereden nasıl başlayacağımı hiç bilmiyordum. Uyku ile uyanıklık arası sarhoş misali geceyi sonlandırmış kahvaltı masasına oturuvermiştik. Ben hala kendim de değildim. Arkadaşlar bir şeyler konuşuyor gülüyor eğleniyorlar ben ise sadece arada bir sorulan sorulara evet ya da hayır gibi kısa cevaplar verip kendi iç âlemimde canlanan duygularla cebelleşiyordum. Omzuma dokunan o el sanki beni büyülemiş aklımı fikrimi çekip almıştı. Neyi düşünsem sonu o elin sahibine uzanıyordu. Ne yapacağımı nasıl konuşacağımı ne diyeceğimi hiç mi hiç bilmiyordum. O gün yapılacak olan dernek toplantısına onun da geleceğini düşündükçe içimde bir şeylerin sevinçten dans ettiğini duyar gibi oluyordum. Bir an önce şu zaman gelse de toplantı başlasa diye içimde dualar ediyordum. Zaman sanki yere çakılmış gibi geçmek bilmiyordu. Masadan ağzıma çatalı götürürken ki zaman sanki binlerce yıl gibi geliyordu bana. Nihayet kahvaltı bitti çaylar içildi gitme zamanı geldi. Ben ise sevinçten uçacak gibi oluyordum. Gerçi hiçbir şey diyemeyeceğimi biliyordum ama olsun en azından yüzünü bir daha görecek bir fırsatını bulursam merhaba diyecektim ya o da yeterdi. Yolda giderken şehri kuşatan gökdelenlere bakarak gidiyordum ama aklım hep o iki elin sahibinin gözlerinde idi. Elindi omzuma dokundurduğunda sanki sıfırlanmış, ondan başka bir şey düşünemez olmuştum. Tüm duygularımı hislerimi kendine kilitlemişti. O ne hissediyor benim hakkımda hiçbir şey bilmiyordum. Bu düşünceler içersinde farkına bile varmadan salonda yerimizi almıştık. Karşıdan geldiğini fark ettiğimde iş işten geçmiş benim kalbim hızla atmaya başlamıştı. Merhaba tekrar hoş geldin dediğinde az kalsın düşüp bayılacaktım. Zor bela kendimi toparlayıp hoş bulduk diye bildim tüm kalbim ile. Ben kendimi başkentin sokaklarında kaybetmiştim. Bulana aşk olsun. Kalbim gözlerim o elin sahibine kilitlenmiş o nereye gitse başım pervane gibi gayri ihtiyari oraya dönüyordu. Kürsüye konuşmacıların biri çıkıp biri iniyordu ben ise ne konuştuklarını hiç mi hiç anlamıyordum. Her şey beni o iki elin sahibine götürüyordu. Sanki herkes ondan bahsediyor gibi dinliyordum. Hafızama ondan başka bir şey girmiyordu. Bir gün böylece nihayete emiş. Artık dönüş zamanı gelmiş çatmıştı. Toplantı bitimi herkes dağılmıştı. Bize da başkentten ayrılmaya niyet etmiştik. Gelirken canlı kanlı gelmiş şimdi ise boş bir teneke gibi geriye dönüyordum. Kalbimi, yüreğimi, ruhumu, canımı her şeyimi başkentin dar sokaklarına bırakıp gidiyordum. Etlerim kemiklerimden sıyrılıyor, canım bedenimden adeta çekiliyordu. Başkentin bittiğini gösteren trafik levhasını gördüğümde ben de bitmiştim. Artık içi boş bir kutu misali arabanın koltuğunda oturuyordum. Yanımda bulunan yol arkadaşlarımın konuştuğu hiçbir kelimeyi anlamıyordum. Sanki tüm kâinat susmuş her şey durmuştu. Beynimde tüm hücreler stop demiş içini boşaltmış tek o elin sahibi ile dolmuştu. Ondan başka hiçbir şeyi algılamıyordu. Bu neyin nesi idi anlamakta güçlük çekiyordum. Adını koymak için çok çabaladım ama koyamadım. Daha birkaç saat masasında oturduğum birkaç kelime konuştuğum o gözün sahibine âşık oldum desem, seviyorum desem bilemiyorum yani şimdilik adı yok işte. Yüzlerce kilometre yolu nasıl geldik arabayı nasıl kullandım hiçbir şey hatırlamadım. Şehrimin giriş tabelasını gördüğümde geldiğimi anladım o kadar. Ondan sonra her günüm o omzuma dokunan elin sahibi ile dolup taştı. Hayali ile aylarca avundum durdum. Görmek için fırsatlar oluşturup uzaktan da olsa yüzünü görüp sesini duydum.Sonradan adını delicesine ölesiye aşk koyacağımız bu güzellik işte öylesine soğuk bir kış akşamında başlamıştı. O akşam hayatımın dönüm noktası olmuştu. Kırklı yaşlarımdan sonra aşkın sevginin ne demek olduğunu o iki elin sahibi ile tanımıştım. Gönlümü bir daha boşalmamacasına doldurmuştu. Soğuk kış mevsimlerim yaza dönmüş mevsimler karışmıştı. O gün bu gündür ben bende değilim o iki elin sahibinin yüreğindeyim. Kısaca onun gözlerinde kayboldum. Arayıp bulmak istemiyorum. Ne olur sizde aramayın. Beni kaybolduğum o güzel gönülde rahat bırakın.
Muhsin AKTAŞ(Mizabi) 26.06.2006
|