|
Bütün Kelimelerin Hafızadan Silindiği An 1
(Bu Hikaye Tamamen Yaşanmış Bir Olaydır)
Güneş tepeden olanca gücüyle sıcaklığını dünyanın üzerine boşaltmakla meşgul olduğu günlerden bir gündü. Hiç beklenmedik bir ortamda aniden bir telefon sesi. Gerisini anlatmak çok güç. Yaşamayanın anlaması olası değil. Terler yüzlerden dökülmek için yarış halinde.Göz yaşları ne yapacağını bilmez halde kararsız. Kalp durmaya ramak kala beklemekte.Yürek karların ortasında korları beklemekte. Kelimeler kaybolmuş tükenmiş diller suskun. Eller üşümekte titrek. Tüyler ayağa kalkmış isyan için kenarda beklemekte. Dile kolay on dört senenin hafızaya kazınmış, hasretle beklenmiş,yokluğun sonu görünmüş. Hasretini rüyalarına ekerek büyüttüğü evladının haberi düşüvermişti telefonun ahizesinden. Yıllar yılı gördüğü her kız çocuğuna içi burkularak bakan babanın donduğu ürperdiği şaşırdığı bir andı bu an. Yıllarca gönlüne kazımıştı göremediği kızının hayali resimlerini. Şimdi ise gerçeği ufukta belirmişti. Deprem enkazını andıran bir hal almıştı ayaklar, kollar,bacaklar. Oturduğu yerden kalkamıyor,düşmekten korkuyordu. Enkazdan farksızdı bütün hücreler. Ne demeliydi derdini kime söylemeliydi. Saatler boyu önündeki yazılı telefona bakarak kalakalmıştı. On dört yıl sonra ne diyecekti evladına. Bir türlü parmakları numaralara basamıyordu. Defalarca eline aldığı telefonu yerine koydu. Eli titriyor, gözü numaraları seçemiyordu. Bütün vücut hücreleri donmuş olacakları seyrediyordu. Vücudun bütün canlıları hareket kabiliyetini kaybetmişti. Saatler sonra kendini toparlayıp telefonun tuşlarına kalbini koyarak çevirdi. Nefesi boğazına gelmiş kalbi yerinden fırlayacakmış gibi telefonun karşısından gelecek sesi bekliyordu. Birkaç kez çaldıktan sonra yürekleri dağlayan buruk ve hüzün kokan bir ses : - Alo kimsiniz dedi. Ne diyeceğini şaşıran öz babası yutkundu. Sustu. Gökte bulutlarla beraber ağlamaya başladı. Ağladığını yavrusuna hissettirmemek için ahizeyi yanından uzaklaştırdı. Zaman sonra yürekleri dağlayan kurumuş toprakları suya kandıran bir sesle; - baban diye bildi. Bu sefer karşıdaki minik yürekli kızın sesi kesilmiş ne diyeceğini bilmez halde titrek bir ses tonu ile bir dakika deyip telefonu annesine uzatmıştı. Annesi şaşkın şaşkın aynı soruyu tekrarlamıştı. - Siz kimsiniz,kimi aradınız. - Ben Kızının babası diyebildi. Her ikisi de kopmuş göz yaşlarını yanaklarına hoyratça salıvermişti. İkisi birer tarafta sadece ağlıyor ve susuyorlardı. Dakikalarca telefon ellerinde biri birlerinden kilometrelerce ötede aynı duygularla ağlıyorlardı. Öylesine içli ve duygulu göz yaşı döküyorlardı ki sanki bütün kainat onlarla beraber ağlıyordu. Rüzgarın uğultusu değişmiş,ağlamaklı hale dönmüş,güneşin rengi solmuştu. Denizler rahatsız etmemek için dalgalarının sesini kesmiş, olan biteni suskun bir vaziyette seyrediyordu. Aradan epey bir zaman geçince kendini toparlayan baba ağlamaktan kısılmış sesi ile: - Nasılsın iyi misin diye bildi. Hanımefendi kendini toplamaya çalışıyordu besbelli. Ürkek çile ve sitem dolu bir ses tonu ile: - eh idare ediyoruz diyebildi. Ciğeri mangalda kızarır gibi yanan baba; - kızım ne durumda diye sormadan edemedi. Karşıdaki soluk ve yorgun ses; - karşımda şakın ve bitkin konuşmamızı takip ediyor. Bir taraftan yaşlarını silmek için peçete yetiştiremeye çalışıyor diye ekledi. Damarında akan kanları durma noktasına gelen baba ne diyeceğini bilmiyordu. Konuşacak sözcükler hepsi birden yıllık izine çıkmış ortalarda görünmüyorlardı. Her şey şaşkın sanki etraftaki otlar ağaçlar bile kulak vermiş konuşmaları dinliyorlardı. Daha fazla konuşamayan baba; - yarın arasam daha ayrıntılı konuşa bilir miyiz diye korkarak kızının annesine soruverdi. - Olur. Yarın gündüz ara konuşalım diyebildi. Telefonu kapatan baba donmuş kalmıştı. Yoksa on dört yıllık hasret bitiyor mu diye düşündü. Pamuksu yanaklarını rüyalarında ve hayallerinde okşadığı kızını acaba yakından görüp öpüp koklayabilecek mi idi. Buna yorgun kalbi dayanabilir mi idi hep bunları düşünüyordu. Yarın olur mu acaba. Ben bu kalp çarpıntısı ile yarını nasıl getiririm diye içinden geçiriyordu. Her nefes alışında göğsü daralıyordu. Yılarca uykusundan kızının hayali saçlarını okşayarak uyanıyordu. Evdeki kızlarının saçlarını okşarken kendinden uzaktaki kızını da hayal ederek teselli buluyordu. Çoğu zaman habersiz küçük kızının saçlarını okşuyor,keşke diğer ablanda yanında uzanmış yatıyor olsaydı diye göz yaşları ile içinden geçiriyordu. Her halde bu hasret bitecek, yıllardır kuru kalmaya hasret kalan kirpikleri özlediğine kavuşacaktı. Yıllardır bir kez bile içten gülmeyen yüzü belki yıllar sonra ilk defa gülecekti. Bu düşünceler içersinde evine gelen baba şaşkın bir vaziyette evdekilerin yüzüne bakıyordu. İçinden kızımın sesini duydum,dünyada beni duysun diye bağırmak geliyordu. Nasıl anlatacağını bilemediği için vazgeçiyordu. Yıllar önce yaşanmış yasak bir aşktan dünyaya gelen kimsenin bilmediği bir evladı nasıl söyleyecekti. Bunlar aklına gelince her şeyi içindeki mezara gömüp üzerine toprağı kapattı. Şimdi tek sorsun yarını nasıl getireceği idi. Saatin yelkovanı dönmemeye yemin etmişti sanki. Zaman durmuş bir türlü geçmek bilmiyordu. Balkonda sigarasını yiyecekmiş gibi ciğerlerinin geleceğini düşünemeden bir biri ardına tüttürüyordu. Kirpiklerini zorlayan göz yaşlarını durdurabilmek için dudaklarını dişlerinin arasında eziyordu. Kimseye belli etmemek için elinden gelen gayreti gösteriyordu. O gecenin işkence ile devam edeceği gündüzden belli idi. Zamanı geçire bilmek için her türlü oyalanma taktiklerini deniyor, saati bir anlığına unutmak istiyordu. Bir türlü beceremiyordu. Gözü hep saate takılıyordu. Ertesi günün hesaplarını yapıyor,yavrusuna ne demesi gerektiğini tasarlayıp duruyordu. Onu incitmeden,psikolojisini bozmadan kendini nasıl kabullendireceğinin hesaplarını yapıyordu. Aklına şimdiden cümleleri yazmaya çalışıyordu. Şöyle desem diyor,sonra yok olmaz böyle desem daha iyi olur diye kızına söyleyeceği her şeyi en ince ayrıntısına kadar beyninde tekrar tekrar süzgeçten geçiriyordu. İçmeden sarhoş olmuştu. Beyin hücreleri dağılmış bir türlü toparlayamıyordu. Sızdığında saatin kaç olduğundan haberi yoktu. Saatin zili çaldığında geç kaldım zannederek ayağa fırlamıştı. Oysa daha uykuya dalalı iki saat olmuştu. Farkında değildi gecenin dördünde ancak dalmıştı. Saat altıda kalkmıştı. Dini vecibesini yarım yamalak ta olsa yerine getirdikten sonra kahvaltı masasına oturdu. Zaten kimseyi görecek hali yoktu. Dili suskun, içinde kıyametler kopuyordu. Aceleden evdeki hazırlıklarını bitirip evden çıktı. İşyerine geldiğinden hiç çalışmak istemiyordu. Vakit geçirmek için oyalanma babından işlerle meşgul oluyordu. Saatin biraz ilerlemesini bekliyordu. Bir fırsatını bulup işyerinden ayrıldı. Sapa bir yola girerek,bir ağacın gölgesinde arabayı park edip beklemeye başladı. Kalp atışları giderek hızlanıyor,sert vuruşları sol göğsünü acıtıyordu. Dili dolaşıyor,kırk derece sıcağa rağmen elleri üşüyordu. Arama saati yaklaştıkça soğuk terler dökmeye başlamıştı. Aklına iyice not ettiği kelimeleri,cümleleri yeniden gözden geçiriyordu. Dersini titizlikle çalışan bir öğrenciden farksız bir hali vardı. Beklenen saat iyice yaklaşmıştı ki telefon bir kez çalıp sustu. Telefona bakmaya cesaret edemiyordu. Ellerini telefona uzattığında tir tir titriyordu. Kimdi bu saatte arayan diye içinden geçiriyordu. Boncuk boncuk boşalan terler içinde telefona baktı.Şaşırmış ne yapacağını bilmez halde donup kalmıştı. Gördüğüne inanamamıştı. Çağrı bırakan telefon hasretine yandığı kızının telefonu idi. Birazda rahatlamıştı. Demek ki oda merak ediyordu. Bu çok güzel bir şeydi. Bu olay aramak için cesaret verdi. Telefonun tuşlarına titrek parmakları ile basıverdi. İkinci çalışında karşısındaki ses kulaklarında çınlayıverdi. - Günaydın nasılsın diye. Ardından yüreği burkularak; -Günaydın sen nasılsın dedi baba. Bu ses kızının sesi değildi. Belli ki kızının annesi telefonu açmıştı. Sohbet başlamıştı. Eskilerden, çekilen çile ve ıstıraplardan bahsedildi. Fakat baba kızının sesini duymak onunla konuşmak istiyordu.Bir ara baba; kızımla konuşabilirliyim dedi annesine. Annesi; -Tabi ki dedi. Babının nabzı yeniden yükselmişti. Karşıdaki ses ürkek ve tereddütlü bir şekilde babanın yüreğini yakmaya başlamıştı. Baba söylemeye kelime bulamıyordu. Aradan geçen acı ıstırap dolu on dört seneyi nasıl telafi edecekti. Akşam kalbine not aldığı o güzelim kelimler birden silinivermiş ortalardan kaybolmuştu. Mikroskopla birkaç kelime aradı hafızasında, onlar bile silinmeye yüz tutmuştu. İçinde volkanlar patlamış bir ruh hali ile; - Nasılsın kızım dedi. Tereddüt ve hüzün kokulu ipek sesi ile; - iyiyim diyebildi. Oysa babanın yüreği iyiyim baba demesini bekliyordu. Bu kelimeyi beklemesinin haksızlık olduğunu mantığı biliyordu. Fakat yüreği söz dinlemiyordu. Yapacak bir şeyin olmadığını iyi bilen baba buna da şükür diye geçirdi içinden. Hiç konuşmaya bilir,hatta bağırıp çağıra bilir,küfür bile edebilirdi. On dört koca yılın sonunda ansızın karşısına çıkan ismini sadece nüfus cüzdanında gördüğü bir insana babacım diyemezdi ya. Aralarında ne çok soğuk, ne çok sıcak olmayan orta yollu bir konuşma geçti. Başlangıç için fena sayılmazdı. Hatta onca zaman ayrılığın sonunda bu kadarı bile çok iyi idi. Minnacık beyni daha fazlasına dayanamazdı. Onun için telefonu annesine verdi. Bir saati geçen bir süre anne ile konuşan baba şoktan şoka giriyordu. Kızının sesini kalbine öyle nakşetti ki bundan sonra ölse bile fark etmezdi. Ölmeden kızının sesini kulakları ile duymuştu. Bu onun için bulunmaz bir nimetti. Konuşmanın sonuna doğru asıl içindeki isteğini anneye aktardı. - Gelsem görebilirliyim kızıma sorar mısın dedi. Hiç tereddütsüz; - hafta arası istediğin gün görebilirsin dedi. Az kalsın babanın elinden telefon düşecekti.Sesi karışmış,titremeye başlamıştı. Sevinçten beyni kafasından fırlayacak gibi olmuştu. Telefon konuşmasını sona erdirirken önlerindeki gelecek hafta bir gün görüşmek üzere randevulaştılar. Telefonu kapatan baba ne yapacağını kestiremez halde arabanın koltuğuna yapışmıştı. Buluşma özlemi bütün hücrelerini sarmış, koca vücudu külçe haline getirmişti. Kalp, yürek,gönül iflas bayrağını çekmiş ayağa kalkmak için kızı ile buluşacağı günü beklemeye başlamıştı. Saatlerce arabanın koltuğundan kalkmadan amaçsızca etrafı seyre daldı. Hareket ederken kızıyla buluşması için önündeki bir haftanın nasıl biteceğini düşünüyordu. Yaşayandan başkası bilemez bu hasret ve özlemin insanın yüreğini nasıl kasıp kavuracağını. Bu içini acıtan kalbini mengenelere sıkıştıran duygular içersinde buluşacağı günü beklemeye başladı. Babanın önünde, hayatı boyunca yaşmadığı ve bir daha da yaşayamayacağı uzun ve acılarla dolu bir hafta olacağa benziyordu. Acılarla dolu yüreğini bastırmaya çalışarak bir hafta sonrasını hayal etmeye başladı. İşine kaldığı yerden devam etmeyi denemek üzere iş yerinin yolunu tuttu. Bekleyip görelim bakalım kalbi bu buluşmaya nasıl dayanacak.
Espiyeli Muhsin AKTAŞ 02.09.2007
|